BİR SAKİN ADA
Biliyorsun, Ada çok önemliydi benim için ve fotoğraflar da. İzmir dönüşü fotoğrafları bilgisayara yükledim, bizim yepyeni, derin ve taze anılarımızdı bunlar...
Önce aklıma gülümsemen düştü, fotoğrafları yüklerken.
Ben en çok seni ne kadar özleyeceğimi düşünüyordum, bu benim için çok önemli. Sana gelirken ya da senden ayrılırken heyecanlanmalıydım ve kalbim kıpır kıpır olmalıydı. Oldu da... İzmir’e, sana yeniden geliş planları yaparken çocuk gibiydim ve yanında olmalıydım. Hani diyorsun ya, “sen neşelisin, gülüyorsun”, ama aklımdan çıkmayan “hüzün ki en çok yakışandır bize” gelemeyeceğimi anladığımda; hüzün anıtı olarak Gima’nın önündeydim. Ama içimde yine de bir çocuk gülüyordu bana, sen vardın artık yaşamımda, (bunu sen anlayamazsın, senin yaşamında bir sen daha yok) Gima binası, Kızılay, Soysal Pasajı girişi her yer artık o kadar daha güzeldi ki... Bu sefer çok konuşmadım birkaç sözcük düştü avuçlarıma, iyi ki vardın...
İnatla yirmi dokuz yaşındayım da desem, otuza bir iki kala, ne çok eridiğimi ne çok üzüldüğümü bilmek bazen boğazımda düğümleniyor. Özellikle yeni yüzyıla en ağır sancılarla giren benim gibi geliyor hep bana. Ve kalbim çok yoruldu, sadece kalbim değil tüm bedenim kış uykusuna geçişe başlamıştı. Bundan yıllar önce Nihat’la Niksar’da konuşurken (Nihat nişanlıydı), ne kadar da büyüdük demiştik, Nihat’ın annesi, “Hayır siz sadece biraz tecrübe kazandınız.” Demişti. Haklıydı... Bütün yaşananları, geçmişi, özlemleri, acıları hiç bir zaman elimin tersiyle itmedim ben. Her an, her yaşanan, acı, sevinç benden bir parçaydı. Ama dedim ya yoruldum.
Ve neresinden başlayacağımı bilmediğim bir yaşam çıktı karşıma, bir buçuk yıl önce, bir bebek gibiydim yaşamın karşısında, elinden biberonu alınmış bir bebek. Ama zaman herşeyi öğretiyor. Benim aşklar, sevgililer karşısında çok büyük savaşımlarım ya da büyük kazı çalışmalarım olmadı. Kendiliğinden olan herşey güzeldi. Ölçmedim biçmedim insanları ya da karşılaştırmadım. Benim kendi değerlerim vardı, kendi metrem kendi terazim, bir kefesinde hep benim arayışlarım oldu, başkalarının elleri olmadı. Benim küçük kantarımda seni gördüğümde çok mutluydum çünkü senin kefen hep alttaydı ve senin ağırlığın benim kalbimin hızla atmasını sağladı hep. Ve seni anlamaya çalışmıyorum, seni yaşıyorum bu çok güzel, şunu yamasa demiyorum, yapmıyorsun, bunu fark etti mi demiyorum, fark ediyorsun. Ve o zaman bana sadece avucuma dökülen kelimeler kalıyor, iyi ki varsın... Masalları çok sevdiğimi söylemiştim, sen yaşamıma giren ilk masal perisi oldun,
neler hissettiğini, neler yaşadığını, benimle beraberken neler düşündüğünü, bilmiyorum
ama sen benim neler hissetliğimi bilmek istersin sanırım,
dedim ya, sen benim yaşamıma giren masal perisisin, çok söze gerek yok, kimlerin yaşamına gelip girer ki periler