müjdat
ataman

Aralık Kapı

ADA ÖYKÜLERİ II

1999
Hiç Bitmeyecek Yıla,

                                                ARALIK KAPI

1999 Mart
Saat sabahın üçü. Ormanda, çam ağaçları arasında büyük bir sessizlik dolaşıyor. Ne bir hayvan sesi, ne de denizin haykırışları. Sessizliği  bozan ya da o güne tek aykırı olan Ay ışıklarının denizdeki oyunları. Ada’nın biraz gece. O gece sessizlik kendini deniyor Ada’da.
Ada’nın arkasında bu kıyamet gecesinin kendisi için hazırlandığını düşünen Murat son isteğini söyleyen idamlık mahkum gibi arkasında tüm ışıklar sönmüş, böyle bir kış gününde ne sevişen ne de bebek emziren  kadınlar var. Bir iki küçük balık parçasına tav olacak kediler geceyi ve sesi takip etmiyorlar o konuşmadan,  sigarasını çıkarıyor kotun cebinden. Bir tane sigara koyuyor ince, yanık, etleri çatlaşmış dudaklarına, Hemen kaç tane sigarası kaldığını sayıyor içi geçmiş pakette. Ve çakmak arama telaşı… Elleri titretmiyor ama izlendiğini ve sonun bu gece olacağını çok iyi biliyor.  İşte son gece. Sığınacak ya da dokunacak bir el yok artık.
Ada’da tek ses çakmak sesi, ne Murat ne de Murat’ın öyküsündeki kahramanlar bilmiyorlar, bu sigaranın, kaç günün açlığı üstüne içilen ve kaç bininci sigara olduğunu...

1998 Eylül
Büyük Postacı  Murat,  Ada’ya dönüyor. Tüm ada, martısıyla,  kedisiyle, kadınıyla, erkeğiyle Murat’ı selamlıyor her gördükleri yerde gülümseyerek. Murat’ın içine inceden bir mutluluk doluyor. Gece lojmana döndüğünde iki kadeh rakısını yudumluyor Murat. Günler hep yavaş akıyor Ada’da, Murat’ta alışkın olmadığı halde yavaşlıyor…

1998 Ekim
Büyük Postacı Murat, tüm işini bitirip Ada da bile kimsenin bilmediği gelincik tarlasına sürüyor bisikletini. Ormanın neşesi içine doluyor,  küçük yağmur taneleri eşlik ediyor ona. Kendi kaçamak sınırlarına girdiğinde rahatlıyor Murat. Bir çamın altına çantasını koyup yakıyor sigarasını. Ve o mektuba bakıyor uzun süre. Portakal Çiçeği 27 Numara. Yok böyle bir ev burda. Ama bu belki de altıncı mektup. Murat yılların tecrübesiyle açıyor mektubu, gönderen kendi adresini yazsa da teslim etmez   mektupları, yılların tecrübesiyle açar okur. Gerisi umrunda bile olmaz. Murat’a göre bu mektupların hepsi Murat’a gelmiştir. Murat Ada’daki sahipsiz mektupların sahibidir. Kimi zaman trafik kazasında ölen amcasına üzülür. Kimi zaman eğitmenlik  başvurusunun kabul edildiğine sevinir. Kimi zaman da Adana’da babasının başarılarıyla gururlanır. Murat’ın sahipsiz yaşamları sürmektedir.

1999 Ocak
Bu yedinci mektup, Portakal Çiçeği 27 Numara. Murat’ın yaşadığı en büyük aşkın, en büyük bilinmezliğin kapısı. Belki de Murat’ın kurmaca dünyasındaki en büyük giz. Gelincik olmayan gelincik tarlasında Murat, mektubu uzun sure inceledi. Olmayan bir adres ve gönderen  “Kalbime Mektuplar. Büyük bir özenle açtı, Murat zarfı. Zarftan, mayıstan kalma bir iğde kokusu yayıldı etrafa.  Murat onun kokusunu ya da kalbinin kokusunu almıştı bir kere. Aşk kanında gezen sıcak bir bardak şarap gibiydi şimdi. Bu mektuplar kimden geliyordu. Bunun öenemi bile yoktu. O mektupları, yazan ve Murat dışında kimse okuyamadı. Murat’ın gördüğü ilk cümle, “kapı aralık sen istediğin zaman gir”.  Belki de, bu büyük giz o mektuplardı. Murat bekliyordu. Sekizinci mektubu, sekizinci kendine ait olmayan mektubu bekliyordu.

1999 Şubat
Ada uzun süredir hiç bu kadar dalga tarafından dövülmemişti. Ve Ada’ya hiç bu kadar yağmur yağmamıştı. Murat görevini bitirmiş evine dönüyordu. Loş karanlık Portakal Çiçeği Saokağı’ndan fırtınaya rağmen miskin miskin yürüyerek geçiyordu. Bir ışık parladı ardında. Arkasını döndü konuşmaları duydu. Murat oraya doğru ilerledi. Kimsecikler yoktu. Murat geldiği yerden yürümeye devam etti. Ada’nın hiç bir kedisi Murat’ın peşine düşmemiştir. Bilirler ki Murat’tan onlara balık vermez. Hangi Ada kedisi postacı takip eder ki. Murat köşeyi döndüğünde aynı sesi, aynı ışığı bir daha hissetti. Korktu. Murat’ın peşinden dört beş kedi ayrılmıyordu artık Murat kovmaya çalıştı ama kediler oralı bile olmadı.  Murat ölümün yaklaşdığını anlamıştı. Bu mektuplardaki çağrıydı belki. Belki de bir işaret . Bu kedilere ne demeli, en büyük işaret. Murat lojmana döndü.. İki bardak rakısını içti. Televizyonu açtı. Gözleri ağır ağır kapanırken, birden irkildi. Televizyonda trafik kazasında ölen amcasının haberini veriyorlardı. Ardından okulların eğitmenlik başvurularının açıkladığını duydu, Murat çok korkuyordu. Allah’ın onu cezalandırdığını düşünüyordu. O mektuplar hiç Murat’ın olmamıştı. Murat televizyonu kapatmak için ayağa kalktığında  ayaklarının titrediğini hissetti. Eğildi televizyonun önce sesini kıstı, bir haberin yazısı geçiyordu bantta. “Adana’da büyük başarı, bu yılın sporcusu” Bu babası mıydı, her şey bir işaretti işte…
Murat dayanamadı gördüklerini paylaşmalıydı. Bu işaretleri tek gören o olmamalıydı. Kapıyı hızla vurup evden çıktı. Adada yaşayan kır saçlı emekli doctor Kemal Bey geldi aklına, beni sever, diye içinden geçirdi. Doktorun yanına gitmeyi düşündü. Yaşamında başka bir el vardı ve bu el günler ilerledikçe Murat’ı daha da sıkıştırıyordu. Murat takip edildiğini ve öldürüleceğini biliyordu, birşeyler yapmalıydı. Belki de son yaptığı bilinçli hareket doktora gitmekti.
Kemal Bey anlatıyor; Murat’ı gördüğümde korktum. Onu severim, neşeli, mutlu, hem de kendini eğiten kültürlü bir gençtir. Tüm ada severdi onu.  Kapıyı açtığımda Murat’ın korkmuş gözlerini gördüm. İki haftadır ona rastlamamıştım. Çok zayfladığını farkettim. “Hocam, girebilir miyim ? “diye dordu. Bu kapı her zaman aralıktır istediğin zaman girebilirsin dedim. Şaşırdı, yok hayır, bu cümleden sonra gözlerindeki şaşkınlık değil ürperti ve soğuktu, gözlerinde sadece soğuk vardı. Ne oluyor Murat dedim. O dedi, o beni seviyor, ama öldürecek, onlar beni öldürecekler. Çok korktuğu her halinden belliydi. Bundan iki ay once Murat bana bir rüyasını anlatmıştı o geldi aklıma. “Hocam, benim sevgilim kara ekmek renginde, uzaklarda, beni düşündüğünü beni özlediğini biliyorum.” Murat’a, oğlum senin bir sözlün vardı zaten, bu yaza evlenecektin hani, diye sordum. Murat bana bakıp bu başka, gülüm bana ayna göndermiş, gökyüzünde dolaşıp beni arıyor demişti.”  Şimdi kapıda duran benim tanıdığım Murat değildi. Yaşlanmış, küçülmüş, bıyıkları sararmış bir ölüyü andırıyordu. Murat’ın anlamsız konuşmalarını biraz daha dinledim. Büyük olasılıkla şizofreni başlangıcıydı ve yaşadığı bir an onu bu noktaya getirmişti. Murat’a yarın beni görmesini söyledim. Bu gece gidip güzelce uyumasını tembihledim. Sanırım Murat’ı Ada’da gören son kişi de benim.

 
1999 Mart
Sigaradan bir  nefes daha çekti. Kalbime Mektupların hepsini çıkardı. Ay ışığında bile görünen yazıları uzun uzun ama anlaşılmaz bir şekilde, kendisi anlamlar yükleyerek okudu. Belki de ölümün onu nasıl bulacağı bunların içinde vardı. Ay’a baktı, rüyası aklına geldi. İlk kalbime mektupları okurken görmüştü bu rüyayı. Kapkara saçları vardı, Ay’ın içinden ona bakan yüzün, kapkara gözleri, ellerini görmüştü o eller dünyanın en güzel elleriydi. Dokunmak istemişti rüyade o ellere. İlk başta ona uzanan dünyanın en güzel elleri kendi elini uzattığında geri geri kaçıyordu. Murat her adım attığında kapkara gözler kapanıyordu. Ulaşmak... Murat sigarasının ateşi dudağını yaktığında attı filtreyi. Ay’a baktı, o yoktu, ne kapkara gözler ne de ona uzanan eller, üşüdüğünü hissetti. Paketten bir sigara daha çıkarıp yaktı. Pakette kaç sigara kaldığına baktı. Ay, şimdi ona birşey demiyordu. İşaretler bitmişti. Ses yoktu. Sekizinci mektubu hiç göremeyeceğini düşündü üzüldü. Belki de ona koşmalıydı. Kapı hep aralıktı onun için, koşmadı. Sekizinci mektubu düşündü, hiç birzaman sekizinci mektup olmadı. Murat ayağı kalktı mektuplarla birlikte denize girdi. Korkuyordu, ölüm onu korkutuyordu. Ve onda bir gök gürlemesi ile irkildi. Ses korkunçtu, yağmur değildi yağan, büyük bulutlar yağıyordu denize. Murat dizlerine gelen suda eğildi. Mektupları denize bıraktı. İki elini başının arasına koydu...
Murat’ı o günden sonra Ada’da gören olmadı. Murat hakkında hiç hikaye anlatılmadı. Yıllar sonra Ada’ya gelen bir doktor  kaybolan kişinin benzerini, Fransız Linx Hastanesi’nde gördüğünü söyledi.

2003 Mayıs 
Ada postanesinde görevli memur, mektubu genç postacıya uzattı. Doğulu bu yeni memur, Zarfın üstündeki adrese, Portakal Çiçeği’ne doğru gidiyordu. Küçük bir merakla adrese bakarken gönderene de baktı. Şaşırdı. “Bu mektup sana !!!” Doğulu genç, bir ağacın kuytusuna geçip mektubu güneş ışığının karşısına tuttu.  Mektuptan birkaç cümle okuyabildi.
“Düşüncelerden yorgun düştüğüm gecelerin koynuna doğan, bir bahar sabahıydın...!”
Sekizinci mektup çok geç geldi.

                                                                                                                        Müjdat Ataman