Hızla üretilen ve hızla tüketilen bir dünyada yaşarken düşmemek için koşmaya devam ediyoruz. Bu koşturmaca içinde bize sunulanlarla, popüler kültürle besleniyoruz. Oysa yaşadığımız topraklarda can bulan bedenlerimiz, yüzyıllardır varolan suların birleştiği noktadadır. Bizler çoktandır noktalarda durmayı unuttuk. Yüzyıllardır sesle, nefesle, yağmurla sulanan bu toprakların birikimlerinin, koşmaya çalışırken ceplerimizdeki deliklerden yok olup gittiğinin farkına varamıyoruz. Zamana “es”lerini vermek bizim elimizde, sadece bir süreliğine durmak, derin bir soluk almak, geniş maviliklerinde gökyüzünün, günebakanlarla güneşi izlemek…
Birazdan dinleyeceğiniz türküler yüzyılların soluğunu içinize çekmeniz için, koşmadan hazırlanmıştır. Şimdi zamana bir “es” verin ve derin bir soluk alın…
Köprü
Bağ
Sesten öte
Öte-beri
Yazgı
Kor
Köprü
İlmik
Yağmur
Nar
sandık
KAVUŞTAK
Nar kırmızsıydı gökyüzü
Erzurum’a kar geliyordu
Gece soğuğu sokakları tenhalaştırıyordu
Bir ses bizi bağlıyordu
Geçmişi geleceğe yaşatıyordu
Yeşildi batıya uzanan kapılar
Ağaçlı, karla kaplıydı yollar
İçimizi ısıtıyordu köprüler
Bir uzun hava göğe yükseliyordu
Gökyüzü sadece geceyi yaşıyordu
Nefesini tutuyordu toprak, uzundu gece
Bir “ah” yankılanıyordu, Palandöken’de
Gökyüzünde Ay’ın eli geceye dolanıyordu
Ayağında dal şalvarlı ay kız
Bir ses oluyordu
Sessizliğe inat…
Geceye güneş yakıyordu…